5 Nisan 2012 Perşembe

46 DERGİSİ

46 Dergisi; fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut 'un yaratıcı yönetmenliğini yaptığı, fotoğraf ve tasarımın iç içe olduğu bir dergi. Her sayı direkt olarak bir temayla okuyucuya sunuluyor. Genel kalıbın arasından sıyrılan bir dergi 46. Moda, stil, sanat, müzik konularını içerse de çoğu kez kapak fotoğraflarının kalitesiyle okuyucuyu baştan cezbeden bir dergi.


Bu sayısını Kadıköy Rıhtım civarındaki gazetecilerde Serra Yılmaz 'ın fotoğrafıyla gördüm. Hemen inceledim.  Hayvan haklarına dair yapılmış en vurucu fotoğraf çalışmalardan biri ..Hatta dergide bu konu en sıradışı şekilde anlatılarak, insanların yüzüne yüzüne çarpar nitelikte... 


Son sayıdaki tema "İnsandan kendini sakın" olunca düşündürüyor insanı. Ünlüler ilginç fotoğraf kareleriyle bize esasında bu duyguyu gerçekçi bir şekilde anlatıyor. Sokakta yaşayan hayvanların , nesli tükenmek üzere olan hayvanların suretlerine bürünerek bakıyorlar bize. Öyle başarılı fotoğraflar ki bunlar hayran kalmamak elde değil. Gerçekten çekimlerin ciddi titizlikle ve derinlik katılarak yapılmış olduğu direkt anlaşılıyor. 


Duyarlı olan pek çok ünlü isim böyle sanatsal ve vurucu bir fotoğraf çekimiyle gerçekten onların dünyasından bakabilmiş bizlere.. Öyle de vurucu kelimelerle ifade etmişler ki katılmamak elde değil.. Özellikle Serra Yılmaz , Yekta Kopan ,Mert Fırat , Yüksel Aksu'nun açıklamaları cidden insana kendi kendini sorgulatır nitelikte. 


Fotoğraflar  17 Aralık' a kadar Nişantaşı City's 'de  sergilenecek. Sergiden ve fotoğraflardan toplanan tüm gelir ise HAYTAP  aracılığıyla hayvan klinikleri ve barınaklara aktarılacakmış.



                                                                           

14 Ocak 2012 Cumartesi

OLMAYAN KELİMELER- METİS AJANDA





Bu seneki Metis ajanda gerçekten çok ayrı bir isme sahip "Olmayan Kelimeler". Bilindik bir ajandanın aksine içinde pek çok farklılığı barındırıyor. Ajanda, pek çok insana gün be gün not alınması gerekenleri not aldırmanın aksine karıştırıldığında yer yer gülümsetiyor, yer yer de düşündürüyor. Örneğin 16 Ekim sözlük karıştırma günü, 9 Şubat  küvette kitap okuma günü, 5 Kasım ise karmaşıklığa sahip çıkma günü...


Ajanda kullanmayı sevmeyen için bile ilgi çekici esasında. Ajanda içinde türlü türlü bilgiler de mevcut. Kelimelerin açıklamaları, pek duyulmamış kelimelerin sözlükteki karşılığı.. Kısacası kelimeler üzerine anlatılmaya değer ne varsa. Bazen kelimeler sussa da dile gelseler de kelimelerin anlamı içinde ya da anlamsızlığında sürdürmeyecek miyiz hayatlarımızı?


Ajanda, pek çok ünlü yazarı yazılarıyla içinde barındırıyor. Süreyya Berfe - Kızgıngüneşlenmek , Ayşegül Devecioğlu - Dört ayak üzerinde , Saffet Murat Tura - Şarkılanma adlı yazılarıyla bulunuyor. Ajanda içinde en sevdiğim ise Yusuf Atılgan 'ın "Aylak Adam" adlı kitabından bir alıntı:"KUYARA İLE ADAKO"  Bu alıntıyı mutlaka okumanızı öneririm eğer ki "Aylak Adam" 'ı okumadıysanız...


Bu yıl bir ajanda sahibi olayım diyorsanız ve daha düzenli notlar alayım diyorsanız Metis ajanda gerçekten bizlere göre. İçinde barındırdığı edebi tat ile arada kafamızı da kurcalayıp merak uyandırıyor. Bu yıla güzel başlamak için ufak tefek notlar almak için ajanda gerçekten kurtarıcı. Bu yıl  kendimizi olmayan kelimeleri anlamlandırmaya çalışmakla geçirmektense onlara bir anlam katıp yazıya dökelim. Ne dersiniz?

11 Aralık 2011 Pazar

ÇAYKOLİK KEDİ - ZOFIA BESZCZYNSKA

Bu sefer sizlere çocuk kitabı tanıtacağım. Hepimiz çay severiz elbet ancak çaykolik kedi için çay çok elzem bir içecek.

Kitabın yazarı ZOFIA BESZCZYNSKA , günümüzde Polonya 'nın önde gelen çocuk edebiyatı yazarlarından biri. 1999 yılında bu kitap Polonya' da yılın kitabı seçilmiş ve ulusal ve uluslarası platformda pek çok ödül almış.

Çevirisi Lacivert Ozan tarafından yapılmış. Kitabın içindeki çizimler ise bir harika ... Onlar da Krystyna  Michalowska tarafından yapılmış. Kitapsa Nesin Yayınları tarafından basılmış. Çocuklar için müthiş bir şiir kitabı.






4 Kasım 2011 Cuma

İçerdeki Kedi - William S. Burroughs

"Bu kedi kitabı, yazarın geçmişinin kendisine kedilerce oynanan pantomimle aktarıldığı bir alegoridir. Kediler kukla falan olduğu için falan değil. İlgisi yok. Yaşayan soluk alan yaratıklardır onlar ve başka bir canlıya dokunmak üzücüdür; çünkü ölüm korkusunu , ölüm acısını, çaresizliğini anlarız. Dokunmanın anlamı budur. Bir kediye dokunduğumda ve yüzümden yaşların aktığını fark ettiğimde benim anladığım budur."


Bu alıntı fikrimce kitabın ruhunu tam anlamıyla ortaya koyar nitelikte. Beat akımının önemli temsilcisinin bu kitabı "cut up" tekniği ile yazılmış. Yazar kitabında albino kedisi  Ed 'i. Fletch adlı kedisini, Ruski adlı kedisini anlatıyor .
 Kitapta çok ilginç ayrıntılar var örneğin yazar  kaybolan kedisine özlemini şu cümlelerle anlatıyor ; "İnsan ve hayvanlar bedenlerinden önce ruhlarıyla uzaklaşırlar". "Keşke beyaz kedi şimdi burada olsa masanın üstüne çıkıp daktiloyu tırmalasa."


İçindeki nice kediye duyduğu sevgiyi onlara gösterdiği ilgiyi kendi kalemiyle dile getiriyor yazar. Kitabın arka kapağındaki alıntı ise esasında bize farklı bir açıdan sesleniyor. Bu kitabın salt kediler üzerine konulu değil aynı vakitte sosyal içeriğini de dile getiriyor.Yazar sadece güzel anılarını değil gerçekten hüzünlendirici deneyimlerini de anlatıyor. Kitabın sonlarına doğru bu ruh okuyucunun da o duyguya gerçekten bürünmesine neden oluyor. Yazarın üslubuyla bu anlatım ve sonrasında oluşan olaylar kitabı gerçekten farklı ve özel kılıyor.


Beat akımının önemli mensubu hatta yön vereni olan yazarının bu kitabı sizi gerçekten çok etkileyecek. Kitabın son cümlesi ise gerçekten etkileyici;"Bizler içerdeki kedileriz. Bizler tek başına yürüyemeyen kedileriz ve bizler için tek bir yer var."


Özellikle de kitap arka kapağındaki alıntıyı paylaşmak gerekirse ;


"Porsuk sadece sıçrayıp oynamak istemişti ve devlet malı bir 45'likle vuruldu. Ona dokunun. Onunla bütünleşin. Onu hissedin. Ve kendinize sorun, kimin hayatı daha değerli?Porsuğunki mi, yoksa kahrolası beyaz bir bok parçasının mı?Büyülü ortamlar yerle bir oluyor...Melekler tüm kovukları terk ediyor, içinde tek boynuzlu atın, Kocaayağın, Yeşil Ren Geyiği'nin bulunduğu ortam giderek azalıyor, tıpkı yağmur ormanlarında yaşayıp soluk alan diğer yaratıklar gibi.Ormanlar motellere, Hilton'lara ve McDonalds'lara yer açmak için yok olurken tüm büyülü evren ölüyor"













Cadılar Bayramı Kedileri



30 Ekim 2011 Pazar

EDGAR ALLAN POE "THE BLACK CAT"


Edebiyatta Kedi Karakterleri

Kedilerin edebiyattaki yeri apayrı aslında. Her hikayeye küçük dokunuşlarla yahut direkt öykünün işleyişinde ana karakter olarak konu olan kediler var. Öncesinde anlattığımız kedi hikayeleri gibi edebi eserlerdeki kedi figürü de ilginç ayrımlara sahne oluyor. Macera, dram, anlatı türünde pek çok kedi karakteri olsa da sizlere bu yazımda iki kedi karakterini anlatacağım. İlk olarak son okuduğum roman türündeki bir kitap olan "Gizliajans" 'ı ve  ikinci olarak da  Edgar Allan Poe 'nun "THE BLACK CAT" adlı öyküsündeki kediyi anlatacağım sizlere.

Gizliajans aslında absürd bir macera romanı olmanın ötesinde okuyucuyu bir solukta içine alan çok ilginç bir roman. Okuyucuyu şaşırtan ve bu şaşırmayla hikayenin bir parçası haline getiren bir roman. Alper Canıgüz bu romanında kara bir kediyi anlatıyor. Bir şirket sahibi olan Şeytan Bey isimli kediyi anlatıyor. Delici bakışlarıyla romandaki ana karakteri bile şaşırtan hatta korkutan bir kediyi anlatıyor. Tüm mirasın sahibi olan Şeytan Bey tam manasıyla asil duruşu ve delici bakışları ile patron edasına bürünmüş bir kedi olarak karşımıza çıkıyor. Şeytan bey 'in işe alması gelen insana huysuz davranmamasına bağlı anlayacağınız. Kokteyllerde, şirket partilerinde bile boy gösterir nitelikte bir kedi Şeytan Bey. Aslında bir günahın tasavvuru niteliğinde bu romanda. Sadece ütopik bir figürden ziyade içine düşülen ilginç durumun canlı bir karakteri...

İkinci olarak da Poe 'nun ilginç ve bir o kadar da insanın kanını donduran  korku ve macera türündeki  hikayesi var. Bu hikayede Poe okuyucuyu başlarda  kara kedi sevgisi olan daha doğrusu hayvan sevgisi olan adamın yıllar sonra alkolik olmasıyla içinden çıkılamayan buhranlarla sürüklenen hayat hikayesini anlatıyor. Acımasızca iple duvara astığı sevgili kedisinin ardından başına gelen hayret verici olayları, raslantılarla örülü bir kurguyla okuyucuya  anlatıyor. Bu hikayede konu olan kedi sahibine bağlı bir kedi olan Pluto'dur. Sahibinin buhranlı bir günü darağacına asılan bahtsız bir kedidir. Hikayede anlatıcı, evi yandığında duvarında beliren şeklin esasında ölen kedisi Pluto'ya çok benzemesiyle vicdan azabı ile örülü günler geçirir.

Kendini gün be gün alkole veren anlatıcı bir gün gittiği meyhanede Pluto'ya benzer bir kediyi görür ve evine götürür. Başlarda vicdanını rahatlatmaya çalışsa da karısının kediye olan düşkünlüğü onu kızdırmaya başlar. İkinci kedinin akıbeti ise Pluto 'ya benzemek üzeredir. Karısını, kediyi öldürmek isterken öldüren anlatıcının yaşadığı canavarlaşma durumu karısını mahzendeki duvara gömmesi ile daha da korkunç bir hal alır. Ancak hikayenin can alıcı kısmı ise eve gelen polislerin tesadüfi şekilde duvarı kazmalarıyla açığa çıkar. Çünkü tiz bir bebek çığlını andıran uğursuz sessizlik kedinin parlak bir gözündeki şeytani pırıltıyla olanları açığa çıkarır. Anlatıcı karısını duvara gömerken kara kediyi de gömmüştür..

Kedi karakterleri edebiyatta farklı türlere konu olmuşsa da anlatıya her zaman gizli bir derinlik katmıştır. Bazen tatlı hikayelerle bazense trajik yahut macera içerikli anlatılara konu olmuştur. Kara kediler pek çok vakit korku hikayelerine ya da gizli macera içerikli hikayelere konu olmuştur. Her ne şekilde olursa olsun edebiyatta karşımıza çıkan  kedi karakterleri her daim olay örgüsüne farklı bir derinlik katmaktadır ve de katmaya devam edecektir.